8 Nisan 2005 Cuma

Altı Çizilen Yazılar


"Gerçekten başından geçti mi diye sorarsınız öykücüye. Oysa anlatılanlar sizin hikayelerinizdir hep..."
(Atilla Atalay)

"İnsanın vücuduna toplu iğne batsa izi kalır. Ve senin göremiyor olman, orada iz olmadığı anlamına gelmez."
(Düş Hekimi Yalçın Ergir)

"Sokaktaki insanlara hiç bakıyor musun? Onları oluşturan madde, işini seven insanlara duydukları nefretten ibaret. Tek korktukları tip o. Nedenini bilmiyorum..."
(Ayn Rand / The Fountainhead)

"He doesn't hate you, his heart is broken. - Senden nefret etmiyor, sadece kalbi kırık."
(Eat, Pray and Love)

"Bu rolü ben seçmedim ama oynayacağım"
(Almost Famous)


Selim ve Blog

En baştan açıkça belirtmem gereken bazı şeyler var!
Çok ahkam kesiyorum burada. Efendice yapmaya çalışıyorum bunu ama bilin ki hep böyle olacak. Biraz kayda değecek kadar birikmişlerim var hayatımda ve kocaman hikayeler bırakmış bolca küçük izlerim. (Blogcu burada yayınlanmış kitabının mottosuna gönderme yaptı.)
Hiç bir iddiam yok. Doğru dediklerim yanlış, ısrar ettiklerim eksik çıkabilir. Ya da burada abartarak anlattıklarım sizin için çok önemsiz sıradan ayrıntılardır belki de. Yapacak bir şey yok, ben tam olarak buyum ve değişemiyorum. Her şeyi gereksiz derecede detaylandırıp uzun anlatma huyumu da bırakamıyorum sözgelimi. Bu haliyle katlanabiliyorsanız yaptıklarıma, gerçekten şahane insanlarsınız! Öyle ki, sindirilmiş egom sayenizde kıpırdıyor arada bir. O da ihtiyaç, insanevladının ihtiyaç piramidine bir göz atmalısınız mesela.
Sıkılıyorsanız yazdıklarımdan ya da sinirleniyorsanız bana ve tarzıma, sakince mesafe katetmenizi tercih ederim, zira önemsemediğiniz birine laf tıkıştırma çabanız kendi içinde pek çelişkiler barındıracak emin olun.
Ancak bilmenizi istediğim şey şu ki, yaptığım ve yazdığım her şeyi anlamlarını ve sonuçlarını bilerek, hesap ederek (ve bazen bedellerini de göze alarak) aktarıyorum burada ve asla temelsiz yazmıyorum. Bunu atladığımı düşünmeniz, buradan bakınca genelgeçer ortalamadaki zekama hakaret gibi görünüyor. Siz beni sonuçları hesap edemediğim için değil, bile bile ladesçi olduğum için eleştirebilirsiniz mesela, bakın bunu çok samimi bulurum gerçekten! Malum, elbette beni tanımak ve karalamalarımı ciddiye almak için hiçbir mecburiyetiniz yok. Ama buradaysanız hala, mecburiyetsiz bir memnuniyet yakalayacağız umarım karşılıklı...
Eksik olmayın, harikasınız ve iyi ki varsınız.

Birçok şeyle ilgilendim hayatım boyunca ama bana 'Nesin sen?' diye soracak olursanız vereceğim cevap net olarak 'Radyo yayıncısıyım!' olur. Profesyonel olarak ne zaman hangi işlerle ilgilendiğimi öğrenmek isterseniz yaptığım şeyleri bu sayfanın bir yerlerinde bulunan Linkedin profilimde bulabilirsiniz. Mühendislik okudum, bolca yazdım (çoğunu kendime sakladım), yayıncılık ve web sektörlerinde değişik görevlerde bulundum ve şimdi deneyim biriktirdiğim bu iki sektörü kesiştiren bir yabancı şirketin Türkiye operasyonlarını 'danışman' sıfatıyla yürütüyorum.

Bazı fikirler vermesi açısından aşağıdaki linkler de ilginizi çekebilir.
Paylaşmak ve iletmek istediğiniz her şey için selimka@gmail.com adresimi kullanabilirsiniz.
Zaman ayırıp burada olduğunuz için teşekkürler.

~ Hürriyet Gazetesinden İpek Arıoğul'un radyo üzerine yaptığı röportajda sorularına şöyle cevaplar verdim.
~ Can Dündar bir anonsumu dinleyip yazısında şöyle kullandı.
~ Dilara Erdem, harika blogu Journey to Blue'da Geceyarısı Öyküleri'nden böyle bahsetti.
~ Gazi Üniversitesi iibfnet dergisinde yayınlanan röportajım blogun bu sayfasında yer alıyor.
~ Ekşi Sözlük yazarları Selim Karakaya hakkında böyle, Geceyarısı Öyküleri hakkında şöyle diyorlar.
~ Basında yer alan röportaj, haber ve denemelerin bazıları burada.
~ Haftaya Paydos Web Sayfası burada.
~ Nuriye Akman Sabah Gazetesindeyken Radyo Mydonose'u ziyaret ederek hepimizle keyifli bir röportaj gerçekleştirmişti.

Geceyarısı Öyküleri


Her küçük iz, büyük bir öyküdür aslında...


Selim Karakaya Bir zamanlar, mizah dergisi Hıbır’da Atilla Atalay’ın yazdığı, Ergün Gündüz’ün çizdiği ayrılık öyküleri yayınlanırdı her hafta.
Onların birinde, bir ayrılık sonrası delikanlının yaşadıkları çarpıcı bir gerçeklikle anlatılmıştı. Delikanlı, ayrılığın ardından bambaşka birisi oluyor, birden daha önce hiç zaman ayıramadığı şeylerle ilgilenmeye başlıyordu. Yeni hobiler ediniyor, spor yapmaya başlıyor, okulda kimsenin veremediği dersi ilk alışında geçiyor, ağır kitapları bir çırpıda bitiriyor ve insanların zorlandığı her şeyi kısacık süreler içinde çözümleyiveriyordu.
Oysa, ayrılık sonrası ilk geliş hiç de öyle olmuyordu…
Delikanlı, evini en ince ayrıntısına kadar “terkeden”i etkileyeceğini umduğu şekilde düzenlemiş, kendisini onun karşısında “yıkılmamış, güçlü ve zevkli” göstermek için ne gerekiyorsa yapmıştı. Fakat, son bir görüşme ve son gidişin ardından, o ana kadar görmezden geldiği gerçekle yüzleşiyor, ve asıl çöküşü o an yaşıyordu genç adam…
Yazdığı öyküler kadar, öykülerden sonra okuyucuların aklına gelebilecek sorulara da hakim olan Atilla Atalay, şu cümleyle yapmıştı kapanışı:
“Gerçekten başından geçti mi diye sorarsınız öykücüye,
Oysa anlatılanlar sizin hikayelerinizdir hep…”

* * *
Hiç kimse yalnız değil dünyada, ve sadece bize olduğunu zannettiğimiz her şey, bir başkasının yaşamında da yer buluyor aslında… ve, “anlatmazsam, üstesinden gelemem” diye başlananlar, başkalarının öykülerine dönüyor bir süre sonra.
Kelimenin tam anlamıyla “öykü” olmasa da, bir kenarından dokunulmuş yaşam gerçekleriyle karşılaşacaksınız “Geceyarısı Öyküleri”nde. Belki bir hayalden ibaret, belki yazan yaşadı, belki siz, farkına bile varmadan… Belki de bu yüzden hüzün tadı var birçoğunda.

* * *
Okuyacağınız öykülerin bir kısmı Radyo Mydonose’da “Geceyarısı Öyküleri” programında ve ekşisözlük’te yayınlandı. Bu kitabın ortaya çıkmasının en büyük sebebi de, dinleyicilerin ve okurların onlarda yakaladıkları kendi öykülerini paylaşma isteğidir;
ne de olsa her küçük iz, büyük bir öyküdür aslında…


15 yıllık radyo yayıncısı Selim Karakaya önceleri radyoda anlattığı kısa öykülerle dikkat çekti. Ardından başta Ekşi Sözlük olmak üzere popüler internet sitelerinde ilişkiler üzerine yaptığı gözlemlerle sıkı bir takipçi kitlesi oluşturdu. Yazıları çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlarına da konu olmaya başlayınca haftalık Geceyarısı Öyküleri programı hayata geçti. Şimdi bu süreçin devamı niteliğindeki ilk kitabı okuyucuyla buluşuyor.
Yazılarında kullandığı dilin yalınlığını ve sıcaklığını, yaşamın her köşesinden özenle seçilmiş ayrıntılarla birleştiren Selim Karakaya, üstünü örtmeye çalıştığımız ya da koştururken kaçırdığımız basit gerçeklerle yüzleştiriyor bizleri.
Radyo programlarında ve internet sitelerinde dikkat çeken bu öyküler, "Geceyarısı Öyküleri"nde "Aşkın Peşinde", "Hayatın Peşinde" ve şarkılara adanan yazıların bir araya geldiği "Müziğin Peşinde" başlıkları altında 3 bölümde toplanıyor.
İçinde samimiyet kadar çarpıcılık da barındıran Geceyarısı Öyküleri, mutlaka size de hayatınızın bir köşesinden dokunacak…