20 Temmuz 2007 Cuma

With Or Without You

Çocukluktan gençliğe geçiş dönemini, ya da moda deyimle "ilkgençlik yılları"nı arsız bir U2 bağımlısı olarak geçirenlerdenim... O yüzden onların konser kayıtlarını izlemek hala benzersiz bir keyiftir benim için... (Ve, eğer birgün birileri onları Türkiye'de konser vermeye ikna etmiş olacaksa, emin olun ki o ekipte ben de olacağım!!!)

Aşağıda ekşisözlük'ten alınma bir u2 yazısı, devamında da "U2-Elevation" turnesinin "Live in Boston" adıyla DVD'si de yayınlanan kayıtlarından yazıda anlatılan hikayesi var...

Ben her izlediğimde, hala aynı heyecanı duyuyorsam, aynı heyecanı paylaşan birileri vardır sanırım;
öyleyse sizi aşağıya alalım:

yıllar geçiyor, herşey eskiyor ama u2 hep aynı tazelikte kalıyor...
2001’in 6 haziran’ı...
boston, massachusetts...
u2, elevation turnesi...
turnenin çok özel bir anlamı var aslında... daha önceki iki turne ağırlıklı olarak sahne şovlarına yönelik görsel performanslardan oluştuğu için , grup üyeleri ve organizatörler u2’yu yeniden hayranlarıyla –bono’nun deyimiyle yaşam kaynaklarıyla- buluşturmak, ve aslında bir anlamda u2’nun (sadece) müzik kalitesini öne çıkarmak istiyorlar... görsel performansların değil, bono’nun, the edge’in, adam clayton’ın, larry mullen’ın enerjilerinin şovu olacak yani bu...
gerçekten de konser u2’nun sıkı müzikleriyle süsleniyor... elektronik değil, gerçek gitar sesleri çoşturuyor boston kalabalığını; herkes memnun halinden yani, fazlasıyla...
tam bitti derken konser, protest bir bis sürpriziyle karşılaşıyor izleyiciler; bullet the blue sky’la sinirler geriliyor, ortalık kızışıyor, tempo artıyor... sert bir finalle parça bitiyor... sessizlik... karanlık...
ve the edge’in gitarından duyulan bilindik tınılar; with or without you’nun ilk notaları... az önceki çığlıklardan eser yok bilmemkaçbin kişilik salonda, herkes suspus, çünkü hepsi gayet iyi biliyorlar ki bu bir keşif parçasıdır...aradaki bir tek nefes, bir tek kelime, bastan gelecek bir tek nota, eklenecek bir tek davul darbesi yepyeni şeyler anlatmaya başlayabilir bu şarkıda...
bono seyircilerin yanına kadar geliyor, mırıldanmaya başlıyor;
“see the stone set in your eyes,
see the thorn twist in your side,
i'll wait for you...”
gözleri en önde ağlayarak onu izleyen hayranlarında; kimbilir kaç saat önce geldiler orada, en önde olabilmek için... bono elini uzatıyor, genç kızın elini tutuyor... bu bile yeterliyken aslında genç kızın yaşam öyküsünü değiştirmeye, kendine doğru çekiyor bono onu... bodyguard kızı kucaklıyor ve sahneye çıkartıyor... bono sırtüstü uzanıyor sahneye, genç kızı yanına yatırıyor... kızın gözleri sırılsıklam, pırıl pırıl... şarkı devam ediyor;
“through the storm we reach the shore,
you give it all but i want more,
and i'm waiting for you”
bono dirseğinin üzerinde doğrularak kıza bakıyor; sanki onbinlerce kişinin önünde sahnede değiller de, evlerinin oturma odasında müzik dinliyorlar gibi... kız o kadar heyecanlı, o kadar mutlu ki, farkında bile değil olanların... bono hafifçe gülümsüyor, kollarıyla göğsüne çekiyor kızı... kızın heyecandan nefes alışının ne kadar da hızlandığı ancak o zaman anlaşılıyor zaten... şarkı devam ediyor:
“and you give yourself away
and you give yourself away
and you give
and you give
and you give yourself away”
salondaki dev ekranlarda önce bono’nun yıllardan yorgun düşmüş yüz hatları, sonra da genç kızın pürüzsüz, taptaze cildi görünüyor... bono kıza yaklaşıyor, dudaklarına küçücük bir öpücük konduruyor... kimbilir, belki dokunmuyor bile, ama bu bile o ana kadar sessizce şarkıya eşlik etmekle yetinen onbinlerce kişinin birden salonu çığlıklara boğmasına yetiyor... çünkü bütün kadınlar bono’ya bir kez daha aşık oluyor, çünkü bütün erkeklerin kıskançlığı ikiye katlanıyor...
sahnedeki genç kız dayanamayıp artık gözlerini kaparken tir tir titreyerek, bono onun elini alıyor, kendine çekiyor, bir öpücükle ödüllendirerek ellerini, onu tekrar bodyguarda teslim ediyor...
salondaki herkes bu sahneye kendi anısını yüklüyor, müzik tarihine yeni bir sayfa ekleniyor...
çığlıklar yıkarken salonu,
şarkı devam ediyor;
“with or without you
with or without you
i can't live
with or without you”

aslında zaten bono bu yüzden bono oluyor, u2 bu yüzden yıllar geçmesine rağmen hep u2 olarak kalıyor...
bize de başladığımız cümleye dönmek düşüyor;
yıllar geçiyor, herşey eskiyor ama u2 hep aynı tazelikte kalıyor...

(hoba, 30.12.2004 23:27 ~ 23:29)

18 Temmuz 2007 Çarşamba

Emre Aydın

Sözün tam olarak nasıl olduğunu hatırlamıyorum, aramaya da üşendim nedense; keçilerle koyunlardan biri olmuyordu, olana da "abdurrahman çelebi" diyorlardı...

Biraz garip bir giriş olduğunun farkındayım, ama bir konser gecesi sahne arkasında böyle tanımlamıştı müzik dünyasının "popüler" isimlerinden biri onu... benim ciddiye aldığım yorum ise bir organizasyon şirketi yetkilisinden gelmişti: "bu yıl para kazandıran bir tek isim var, o da
Emre Aydın!..."

Sesini biraz "uç" kullanması, şarkı sözlerinin fazla "ağlak" olması, röportajlarında hep abartılı karamsarlık tablosu çizmesi gibi kimilerini çok rahatsız eden handikaplar sıralanabilir, ama benim son aylarda en çok keyif alarak dinlediklerimin arasında onun şarkıları da var...

Herkes onu "afilli yalnızlık"la tanıdı; bana sorarsanız hala keşfedilmeyi bekleyen "ve gülümse şimdi" ve "bu kez anladım" gibi iki muhteşem şarkı var... Bu tarza ilgi duyanlar hala keşfetmedilerse mutlaka bu şarkıları edinmeliler...

Ancak, bu yazı onun "en" şarkısını anarak bitmeli:
"
eternal sunshine of the spotless mind"ı benim gibi defalarca izlediyseniz, filmden görüntüler eşliğinde dinleyeceğiniz "belki bir gün özlersin" kolay kolay aklınızdan çıkmayacak...