17 Kasım 2009 Salı

Dip.....


Dibe vurursun bazen...
Evet, gerçekten “bazen”, “zaman zaman” der gibi yani. Öyle hayatında bir kere yaşayıp, sıranı savıp yürüdüğün bir “nefessizlik arası” değildir dibe vurmak! Ve aslına bakarsan, öyle senin başarınla, başarısızlığınla, becerinle, beceriksizliğinle, yalnızlığınla, kalabalıklığınla ilgili değildir. Hatta, aslına bakarsan, tam da “sonunda hayatımda herşey yolunda gidiyor, başardım galiba” dediğin an çıkar karşına dip canavarı!
Sersem anında yakalandığın için anlamazsın önce, algılamaya başladığında inkar süreci başlar... İnkardan kabule geçmen çok zaman almaz.

İlk kez yaşıyorsan, daha ötesi olmadığını düşünüyorsundur, bu yüzden o kadar unutulmaz bir acıdır belki de. Sonrasındakilerde ise öğrenmiş olursun, en acısı bile sırasını savıp gidiyordur bir şekilde. Hayat efendi bazen yapar bunu sana ve kısa ya da uzun, kafasına göre bir süre belirler, sen ne yaparsan yap o süreyi ne uzatabilirsin ne de kısaltabilirsin; yaşarsın ve biter.
Çamurla dolu bir birikintiye düşmek gibidir biraz, efendice beklersen vakti geldiğinde biri çeker çıkarır seni, emin ol çıkacaktır elini tutacak biri, bir eski dost ya da yeni bir ten... Ama çok debelenirsen olduğun yerde, biraz daha saplanırsın çamur deryasında dibe, seni çekmeye gelecek olanların işini zorlaştırırsın en fazla; hem emin ol çıkacaktır elini tutacak biri, bir eski dost ya da yeni bir ten...
Betimlemeler sıkıcıdır aslına bakarsan, ben sana çamura batmak derken senin ruhun daralıyor olabilir. Ama dibe vurmak da işte tam bu ruh halidir. Kalbin sıkışır, etrafındaki herşey, bomboş gökyüzü bile üzerine üzerine bastırır... Bütün dünya üstüne gelir, her şey ters gider, kimseye güvenemez, kimseye gülümseyemezsin. Yüzüne yakışmayan, kalıbı oturmayan sahte gülücükler seni senin kadar önemseyenleri ikna edemez.
“Seni senin kadar önemseyenler!”
Öyle birilerinin varolduğuna inanınca ya da aslında varlığını hatırlayınca çıkmıyor muydun zaten dipten?

Dibe vurursun bazen...
Evet, gerçekten “bazen”, “zaman zaman” der gibi yani. Öyle hayatında bir kere yaşayıp, sıranı savıp yürüdüğün bir “nefessizlik arası” değildir dibe vurmak. Ve aslına bakarsan, öyle senin başarınla, başarısızlığınla, becerinle, beceriksizliğinle, yalnızlığınla, kalabalıklığınla ilgili değildir. Hatta, aslına bakarsan, tam da “sonunda hayatımda her şey yolunda gidiyor, başardım galiba” dediğin an çıkar karşına dip canavarı!

Ama yıllarla öğrenirsin ki geçer, o da geçer... Belki hayata karşı eskisi kadar coşku dolu bakmaz, belki hayatın ucundan o kadar sıkı tutmaz olursun, ama yürümeyi öğrenmişsindir işte... Ağır adımlarla... Bir adım at, durakla sağa sola bak, devam, bir adım daha, durakla, önüne bak, devam, bir adım daha, yavaşla, yanındakinin çelmesini kontrol et, devam, bir adım daha, yavaşla, sırtını dayadığın destek hala orada mı, devam, bir adım daha, yavaşla, nefes al, nefes al, nefes al, biliyorum zorlanacaksın ama nefes al, devam.....

4 yorum:

JTB (JourneyToBlue) dedi ki...

Nefes alıyorum Selim...
..
sağol:) ben üzerime alındım bu yazdıklarını..
üzüntüm ve acım geçecek zamanla, ve en sonunda "bazen", "zaman zaman" sadece hatırlayıp bir kaç saniye ufak bir gülümseme ile hatırlayacağım yaşadıklarımı..

Selim Karakaya dedi ki...

Dilaracım, itiraf ediyorum bunu yazarken 3 kişi vardı aklımda. Biri sen, biri bizzat kendim:) Üçüncüyü sen tanımıyorsun, görürse ve anlarsa o da nefes almaya başlar umarım:)
Ayrıca sana yol almak konusunda "öğretebileceğim" hiçbirşey olmadığını çok iyi biliyorum, "yazıya vesile oldun" diyelim:)

Selena dedi ki...

yazıyı tekrar okudum da... daha bir manali geldi simdi bana. gene dokunmussun duygulara:)

Selim Karakaya dedi ki...

:) bu yazılar ancak zamanlaması doğru olduğu zaman anlaşılıyor aslına bakarsan:)

Yorum Gönder