20 Nisan 2009 Pazartesi

Scott D. Davis & Nothing Else Matters

Bugünlerde müzik dinlediğim her yerde, bilgisayarımda, mp3 playerımda, arabamda, heryerde o var...
Tek kelimeyle, olağanüstü:

(en az aşağıda gördüğünüz, ya da gününe göre göremediğiniz video kadar olağan-dışı- olan şey de benim hala mantığa oturtmakta zorlandığım site yasakları. Youtube sözde yasak, ama herkes bir yolunu buldu ve izliyor. E o zaman ne anladık bu yasaktan?
Ben yine de kuralcı bir adam olarak sevdiğim bir başka video sitesi olan Dailymotion kullandım. Baktım ki o da yasaklanmış. Diyeceğim şudur ki; aşağıda bir video görebilir ya da göremezsiniz. Bu tamamen ülkemizdeki teknolojik yasaların yönetim zihniyetiyle doğru orantılıdır. Zihniyet ne kadar doğruysa, sayfa da o kadar doğru olacak ve çalışacaktır.)


Nothing Else Matters - Scott D. Davis
Yükleyen Anna_c

U2 3D

Hiç bir zaman hiçbir isim ya da gruba "fanatiklik" derecesinde hayranlık beslemedim. Ancak iki grubun hayatımda önemli bir yeri var; Dire Straits ve U2!
Dire Straits'ten "Private Investigations" ne zaman bir yerde karşıma çıksa herşeyi bir kenara bırakırım. "On every street" ya da "You and Your Friend"in içindeki soloların kıymetini bile biriyle karşılaştığımda sarılasım gelir. (tamam, biraz abarttım kabul.)
Ya da, U2'nun "Rattle and Hum" albümü özgürlüğe kaçış albümü gibidir benim için, hayatımın değişim dönemine fon olmuş, hepsini ezberlediğim şarkılarla bana "yol arkadaşlığı" yapmış bir albümdür. O yüzden benim için herkes gelir geçer (hayatımda satın aldığım ilk kasetin sahibi, Chris de Burgh bile!), ama U2 hep baki kalır...

İşte o U2'yu birkaç yıl gecikmeli de olsa, canlı (gibi) izleme fırsatı yakaladık U23D sayesinde. Onları Türkiye'de canlı görme şansımız yakın zamanda görünmüyor. Örneğin bu yaz turnedeler, Bulgaristan'a kadar geliyorlar. Ama bırakın teklifleri reddetmeyi, dinlemiyorlar, görüşmüyorlar bile. İşte bu yüzden çok önmeliydi benim için U23D. Çok iyi şeyler bekledim, beklediğimden de fazlasını buldum.
Evet, o kadar yakın ve 3 boyutlu görünce, aşağıdaki fotoğraftaki garip hallerinde olduğu gibi onların da normal insanlar gibi olduğunu farkediyorsunuz gerçekten. Belki ifade ederken garip geliyor ama Bono'nun pantalonundaki kırışıklar, The Edge'in bizim sosyete pazarlarında satılan türden eşofmanı, Larry Mullen'ın her an uzatıp alacakmışsınız gibi yakın duran ve parlayan bagetleri, Adam Clayton'ın uzanıp dokunabileceğiniz kadar yakında duran parmakları, ya da önünüzde sevgilisinin omzuna çıkan genç kızın buruşuk tişörtü... (Sahne biraz uzayınca elinizle dokunup, azcık kayar mısınız demeye niyetleniyorsunuz, o kadar gerçek.)
Ama tüm bu anlattıklarımın ötesinde, muhteşem bir ses kalitesi ve konserde olsanız tadını bu kadar çıkaramayacağınız görsel bir şölen... Pride başladığında gerçekten kalbiniz duracak gibi oluyor, Sunday Bloody Sunday'de çığlık atmaya niyetleniyorsunuz. With or without you'yu Bono sanki o akşam eve misafir olmuş size mırıldanıyor, One söylenirken The Edge'den gitarı alıp iki tıngırdatacak gibi oluyorsunuz...
Çok geç geldi, ve çok çabuk bitti... İkinci, üçüncü defa izlemeye niyetlenirken bittiğini duymak hayal kırıklığıydı, ama kaderde hiç görememek de vardı, o yüzden ziyadesiyle mutluyum efendim. Dünya gözüyle Bono'nun kemerinin tokasını gördüm, elimi uzatsam dokunacaktım, daha ne olsun!
Şimdi sırada turnenin bir ayağını izleme planları var. Tabi askerden henüz gelen, işe henüz başlayan biri dünyanın sıradanlaşmış kurallarından ne kadar kaçabilir, ne kadar kaytarabilirse...

Her Şeyi Bilen Kadın!

Bilenler bir yana, sık görüşemediğim arkadaşlarım ve askere gidişimle birlikte izimi kaybetmiş dinleyicilerim için bir açıklama yapmakta fayda var; Şubat sonunda askerden döndüm ve Mart başı itibariyle artık MyBilet'te görevliyim. Radyo Mydonose'daki projelere hala kısmen destek vermekle birlikte (ne kadar süreceğini bilmediğimiz) bir süre boyunca yine aynı holdinge bağlı MyBilet.com'da marka geliştirmeye yönelik projelerin sorumlusuyum.
Hal böyle olunca, zaten meraklı olduğum internet macrasıyla daha yakından ilgilenmeye başladım. Şimdilerde güzel işler görmek beni daha da mutlu ediyor artık.

Son günlerde karşıma çıkan en keyifli çalışma Lipton'un "Herşeyi Bilen Kadın" projesi... Aslında yeni bir fikir değil, başlangıcı 1988 yılına dayanıyor ve 1990ların sonundan itibaren lisanslı olarak satılıyor. (http://www.20q.net/) Zaten temeli de matematiksel bir olasılık hesabı, ama yine de insanı şaşırtan, heyecanlandıran bir yanı var.


Ama yeni fikirler bulmak kadar, varolan fikirleri iyi projelere uygulamak da önemli. İşte Lipton da bunu yapmış. Kaliteli prodüksiyon, doğru oyuncu seçimi (Şenay Gürler), doğru mecra ve kesinlikle çok başarılı ürün yerleştirme...
Siz de deneyin, bakalım Herşeyi Bilen Kadın sizin de aklınızı okuyacak mı?

http://www.herseyibilenkadin.com/