29 Eylül 2009 Salı

Gemi Beklemek

Bundan uzun yıllar önce (1999 diyelim), henüz sadece sürücü ehliyeti sahibi ama sürücü becerisi yoksunu bir heyecanlı gençken, bir araba almak üzere yola çıkmıştık. Önümüzde iki seçenek vardı, Peugeot 106 ya da Fiat Palio arasında seçim yapmaya çalışıyordum. Peugeot biraz ağır bassa da hayatımda ilk defa duyduğum bir kavram, kararımı yeniden gözden geçirmek zorunda bırakmıştı beni:
"Kusura bakmayın, sizden şimdi peşinat almam gerek ama arabanın elinize geçmesi 1 ayı bulur. Gemi bekliyoruz şu anda..."
Hiç anlam verememiş, hatta kapıdan girdiğimiz andan itibaren son derece ilgisiz davranan "tok satıcı"nın bizi sallamaya çalıştığını, "gemi beklemek" gibi komik bir kavramın gerçek gerekçe olamayacağını düşünmüştüm...
Kimse içime sinmeyen bir şeyi yapmam için ikna edemez beni! Üstüne bir de diğer taraftan bize son derece uygun fiyatlı bir seçenek sunulunca hemen kararımızı vermiştik ve bir anda bir Palio sahibi olmuştum...

O gemiye uzaktan el sallayışımızın üzerinden 10 yıl geçti...
Askerlik dönüşü bir geçici mobillik dönemim vardı, onu tazelemek de tam planladığım gibi sonbahara, yani 2010 model araçların piyasaya çıkış dönemine rast geldi. Birtakım seçenekler değerlendirildi (ki ben bu araştırma sürecinin uzamasından gerçekten çok rahatsız oluyorum, keşke hemen olsa bitse hızlıca her şey!) ve sonunda bir modele karar kılındı. Bir yandan da ÖTV indirimini yakalama çabasında olduğum için, ben tüm işlemleri hızlıca tamamlamaya niyetlenmişken yine o sihirli cümleyle karşılaştım:

"İşlemleri yapalım, indirimi de yakalayalım, ama arabanın gelişi ay sonunu bulur. Gemi bekliyoruz..."


"Hayat aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamaktan ibarettir aslında..." gibi bir özlü söz var mı acaba? Yoksa da artık oldu! Muhtemelen o an odada bulunan hiç kimse benim neden gülümsediğimi anlamamıştır, en fazla 3 hafta nasıl bekleyeceğimi düşündüğüm gelmiştir akıllarına... Oysa hayatın tam ortasında hep karşımıza çıkan "dejavu" diye bir kavram var, ben de bir kez daha onunla yüzleşiyorum işte.
3 haftanın dolmasına birkaç gün kaldı. Eğer yolda batmadıysa, gemi limana yanaşmış olmalı! Emin değilim ama büyük ihtimalle şimdi de "tırlara yüklendi, yoldalar" süreci vardır... Bekleyelim ve görelim bakalım...

Bir de son not; hayatınızın her anında (ya da herhangi bir anında) küçük ya da büyük farketmez, bir şeyler isterken dikkatli olun, gerçek olabilirler!

(Fotoğraflar: Gemi yolculuğunu tamamlayarak karayla buluşan New Ford Fiesta'lar...)

22 Eylül 2009 Salı

Bayram Sabahları...

Kimine yaşamın en önemli günleri, kimine sadece kısa bir tatilken,
birçoğumuza iki nesil ortasında, arada derede kalmaktır, bazen de aidiyet yoksunluğudur aslında bayramlar ve özellikle de bayram sabahları…
Çocukluk masumiyetiyle sabah ne giyeceğine akşamdan karar vermek, sabah erkenden kalkıp duş almak, traş olmak,
ama baba sabah namazına camiye giderken kaytarmaktır...

Ramazan sonrası ilk kahvaltıya heyecanla oturmak, koca bir ay boyunca her gece senden önce uyanıp senden sonra uyuyan annene çay koymak,
ama sevgilinin mesajıyla kahvaltı masasında onu yalnız bırakıp konuşmak için kuytu odaya kaçmaktır...

Bayram gelenekleriyle abinin elini öpüp, şaka olsun diye ondan beş lira harçlık almak,
ama yeğenine cebindeki son yirmi lirayı verirken, arkadaşlarla buluştuğunda cebindeki "abi beş lirasıyla" rezil olmadan ne içebileceğini hesap etmektir...

Yıllar boyunca koca sülalenin gururla senden mühendislik, doktorluk, öğretmenlik beklemesinin karşılığını veremediğin halde hep "iyi evlat" olarak sunulmaktan keyif almak, bayram ziyaretlerinin gözbebeği olmak,
ama onların hiç kabullenemeyeceği, anlayamayacağı bir işte hasbelkader iyi yerlere geldiğini anlatamayacağın için erkenden evden kaçmaya çalışmaktır...

Ev baklavasıyla, yaprak sarmasıyla, dişlerine yapışıp bir türlü çıkmayan bayram şekerleriyle dünyada aslında güzel ve masum şeylerin de hala varolabildiğini hatırlamak,
ama o masumiyet üzerine yapıştığı için saçma salak dünyada ne kadar çok ezildiğini, kimse için kötülük düşünmemenin sana nasıl da ağır bedellerle geri döndüğünü farketmektir...

Birbiriyle uyumsuz, yamalı ama tertemiz bayramlık kıyafetleriyle akraba, eş dost ziyaretine giden "sözde varoş"u imrenerek izlemek, çocukluğuna geri dönmek istemek, herşeyi en baştan yaşamaya yeltenmek, bayram harçlığıyla lunaparka gitmek, sinemada ne zamandır beklenen filmi izlemek, hesapsız arkadaşlarla bir kola eşliğinde bilmemkaç saat kafede oturmak, bayram gününe mahsus "akşam ezanından sonra da dışarıda kalabilme" lüksünü sömürmek, eve döndüğünde amcanın dizlerine oturup gözlükleriyle oynamak, akraba ziyaretinden dönerken dolmuşun arka koltuğunda babanın kucağında uyuyakalmaktır...

Ve hafızan sana tüm bu eski ama eskimemesi gereken ayrıntıları hatırlatırken, cep telefonun hiç susmazken, ardarda aynı cümlelerle mesafeli, birbirinin aynı, soğuk bayram kutlama mesajları gelirken, gerçekten samimi bir "nice bayramlara" özlemine hasret olduğunu fark etmektir artık bayram sabahları…

Nice bayramlara…