11 Mart 2010 Perşembe

Gerginlik!


Etrafımdaki herkeste fena halde gerginlik havaları seziyorum son günlerde... Öyle ince göndermeler peşinde değilim, tanıdık tanımadık birçok insandan bahsediyorum aslında.

Dün öğleden sonra Bilkent Real’de atıştırmalık birşeyler alırken farkettim bu durumu. Ben orada “çok az pilav, birkaç parça da tavuk alabilir miyim. Ama paket olsun lütfen.” derken yemekleri veren görevli kasadaki diğeriyle ciddi ciddi tartışıyordu. Açıldığından bu yana çizgisiyle diğerlerinden farklı bir yerde olduğu için hep öncelikli tercihim olan bir “hiper”markette bile çalışanların müşterinin önünde tartışıyor olmasını garipsememeyi öğrendim artık galiba ama yine de rahatsız oldum açıkçası. İnsanların –hem de başkalarının yanında- hiç çekinmeden birbirlerini kırmaları, cümleleri anlamlarını ve ağırlıklarını hiç hesap etmeden kullanmaları artık “modern hayat”ın rutinlerinden biri olmuş gibi. Ama ben o rutinin içinde hala kendime yer bulamıyorum, bulmayı da istemiyorum...
Markette çalışanlar önümüzde birbirleriyle tartışıyorlar, kitabevinde yetkili personel kasiyeri önümüzde eleştiriyor, otobüste dolmuşta şoför yolcuyu, yolcu şoförü önümüzde arsızca fırçalıyor, trafikte “hem suçlu hem güçlü” insandışı varlıklar ağızlarının kenarlarından salyalar akarak önümüzde bağırıp çağırıyor, işyerinde patron, okulda öğretmen, evde aileden biri, yanıbaşında sevgili hayata kusamadığı öfkesine önümüzde birilerini –bazen de seni- meze yapıyor;
ama sen her bir cümleni itinayla seçmeye gayret ediyorsun, kimseyi kırmamaya çabalıyorsun, söylenecek sözlerin bırakabileceği izleri aklından hiç çıkarmıyorsun, sakin olmaya gayret ediyorsun... Gel gör ki, sonunda hiç bir şey kazanamıyorsun. Bu ağır “alttan alma” yükünün, yorucu “görmezden gelme” çabanın sana bıraktığı yegane huzur vicdan rahatlığı oluyor. O vicdan rahatlığı da zaten diğer yüklerin altında eziliyor kalıyor.

İtiraf etmemde fayda var, Geceyarısı Öyküleri’nde olduğu gibi başkalarının öykülerini yazarken biraz ajitasyon yapıyor gibi görünebilirim; ve evet, insanların en acıyan yerlerine işaret ederek “işte tam orası bak” demeyi ve onları saklandıkları dünyadan çıkartmayı seviyorum. Ama iş kendime geldiğinde bunu hiç yapmadım. Bunun verdiği rahatlıkla bu defa “o insanlar”a şunu söylemek isterdim:
Emin olun, bizim de en az sizin kadar, hatta çoğu zaman sizden çok daha büyük yüklerimiz, mücadelelerimiz var ve eğer birileri etrafındakileri umursamaksızın hayatla kavga etme hakkına sahip olacaksa, sıra size gelmeden araya alınması gereken insanlarız bazılarımız. Ama bizim sıramızı pas geçmemiz, size bizim üzerimize basma hakkı vermiyor...
Şimdi uyanmak bile hepimize çok şey kazandırabilir, boşa geçen zamanını telafi edebilir;
Günaydın!

3 yorum:

JTB (JourneyToBlue) dedi ki...

:)

Emin olun, bizim de en az sizin kadar, hatta çoğu zaman sizden çok daha büyük yüklerimiz, mücadelelerimiz var ve eğer birileri etrafındakileri umursamaksızın hayatla kavga etme hakkına sahip olacaksa, sıra size gelmeden araya alınması gereken insanlarız bazılarımız. Ama bizim sıramızı pas geçmemiz, size bizim üzerimize basma hakkı vermiyor..."

nasıl güzel ve doğru bir cümledir bu selimcim?

ben sabahları işe giderken yollarda, otobüste insanların yüzlerine bakıyorum ve çoğunda bezginlik, asabiyet, bıkkınlık görüyorum. kimse gülmüyor sabahları. ve otobüste önüme geçmek için beni ittirerek sendeleten aksi suratlı, patlamaya hazır bomba teyzeye gülümseyerek "günaydın" dediğim için yüzünün aldığı sonraki hali fotoğraflayamadığım için nasıl üzgünüm anlatamam şimdi:))

Adsız dedi ki...

Hemen hemen her gün ve her daim hayatımızın içinde olan gerginlik...bu kadar güzel ifade edileblirdi,elinize sağlık, çok güzel gözlemleyip ifade etmişsiniz...Bunu gözlemleyip, değerlendirmek ve kişinin kendi özeleştirisini yaparak biraz dikkatli olmaya çalışması bu kadar zor oldu artık hayatımızda..Kimsenin hiçbirşeye tahammülü kalmadı, biraz dinlemeye, anlamaya çalışsak zaten problem kalmayacak ama nafile..Eğer üzerine basılan tarafta iseniz vay halinize..Düşene de bir tekme benden hesabı...kesinlikle doğruymuş.. Ne olursa olsun sonuçta yenen taraf(!) için günübirlik kazançlar bunlar,ama olsun -susarak meydan okuyoruz- hayata ve bu insanlara...

Selim Karakaya dedi ki...

Dilaracim cok tesekkurler, keske cekebilsen bir gun o fotografi, hepimiz oyle egleniriz ki!:)
Sevgili "Adsiz",
Gercekten de kimse kimseyi dinlemiyor aslinda, hep "dinliyormus" gibi yapiyor... Belki de sorun bu zaten. Biz susarak meydan okumaya devam edelim;) tesekkurler...

Yorum Gönder