26 Şubat 2010 Cuma

Susarak Meydan Okumak Hayata!...



“Sessizliğim ürkütür bazen, tıpkı hiç susmayan hallerim gibi…”

Kalabalıktan kaçan, konuşmaktansa susan biri olarak hayatımı radyo yayıncılığının esaretine vermem bana bile garip gelmiştir hep. Ama hayatı susarak yaşamanın hep daha çok şey anlatmak olduğuna inanmışımdır oldum olası. Sessizlik yorgunluktandır çoğunlukla, anlatacak hikayelerin olmadığından değil!
Konuşacak, konuşabilecek çok şeyin varken ve anlatarak birilerinin hayatında çok şey değiştirebilecekken sessiz kalabilmektedir maharet. Fısıldayarak yaşamayı becerebilmektir yani aslolan.
İyi bir dinleyici olmak, sır tutmakla kapı komşudur. Seni bilenler, seninle paylaşırlar en mahremlerini. Önce dinlediklerinle biriktirirsin, sonrasında okumaya başlarsın hayatları. Aptallığı iyi oynamaya başladığından mıdır, sessizliğinin seni küçük göstermesinden mi bilinmez, konuşmalarıyla üzerine basmayı deneme çabasına girer insanlar. Oysa hiç tanımamışlardır seni. Özellikle de en çok ahkam kesenlere gülümsersin dudaklarının kenarından. Onlar sana acıma derdindeyken, sen onlara üzülüyorsundur fark ettirmeden…

Başkalarının yaşamlarının merkezinde olursun, bir sözünle hayatlarını altüst edecek güç verirler eline, ama sen susarsın…
Zayıflıklarına seni meze yapmak ister kimileri, senin üzerine basarak ayakta kalmaya çabalarlar. Tek sözünle altlarındaki tüm dayanak yıkılacaktır, onu tek bir gerçekle, “zayıflığıyla” yüzleştirmek yetecektir, ama sen susarsın…
Hayatını adarsın birilerine, onun için yaşarsın adeta. Hatalarını görmezden gelir, yanlışlarına gözlerini kapatırsın. Suskunluğunun üzerine oynamaya başlar, ama sen susarsın…
Birileri senden daha çok şey bildiğini kanıtlama derdine düşer. Sana karşı hayat standartlarını yükseltmeye çabalarken, geldiği yerlerin üzerine sinmişliği okunur, ama sen susarsın…
Sahtekar yüzlerle yalancı samimiyetleri sunar kimileri, hem de en yakınındayken. Her şeyin farkındayken, değilmiş gibi yaparsın, onun küçük oyununu izlersin kenardan. Sen dibe vuran kaybeden sıfatını yersin, oysa onu ona yansıtıyorsun sadece, ama sen susarsın…

Konuşarak anlatabileceğinden çok daha fazlası sessizliğinde gizlidir aslında. Konuşarak yerinde sayarken o “birileri”, sen susarak meydan okursun hayata. Varsın “yazık” olsun sana onların baktığı yerden, sen dudak kenarı bir gülümsemeyle devam edersin bildiğin yoluna.

Hem zaten;
“Sessizliğim ürkütür bazen. Tıpkı hiç susmayan hallerim gibi...”

Bir ateşim aslında ben de Yasemin’in söylediği gibi,
Küle sözümü sönerek tutarım…