17 Mayıs 2010 Pazartesi

Gripin ve M.S. Bir Tarih...

"kendimi kaybettiğim asmalı'nın sokakları kadar dar yüreğim..."

Albüm adı bir pazarlama taktiğiydi aslında... Ama malum, burası Türkiye; plak şirketi planlamalarını tutturamayabilir, albüm planlanan tarihte çıkamayabilir ve sen tüm hazırlıklarında ortada kalıverir, dahası az biraz da komik duruma düşersin. Bana anlatılan, Gripin'in albüm ismi böyle bir "stratejisizliğe" kurban gitti.
Sanırım biraz zamansızlık, biraz da albümün çıkış parçasının beni çok yakalayamaması yüzünden oldukça geç dinlemeye başladım Gripin'in M.S. 05 03 2010 albümünü. Ama gerçek olan şu ki, son 2-3 haftadır sadece bu albüm var benim için. (Tek ihanet Emre Aydın'ın yeni albümü oldu. Sanırım Emre'nin en yorucu yanı da vokalde hep aynı tonları duyuyor olmamız.)
Gripin'in albümü yormayacak, baş ağrıtmayacak ama hem sözler hem de tarzıyla bolca hüzünlendirecek ve biraz karanlığa kayan bir albüm. Biraz daha net söylemek gerekirse, özellikle tarzın meraklıları için kaçırılmaması gerekn bir albüm yapmış Gripin. Her albümlerinde, her yeni şarkılarında çok daha ileri gittiklerini ve her adımda durdukları yerde biraz daha diğerlerinden farklılaştıklarını, biraz daha yalnızlaştıklarını düşünüyorum..
Albümde özellikle Beş ve Gözyaşlarım Değil Onlar tek kelimeyle müthiş... Gidenin Dostu Olmaz ve Müsait Bir Yer de onların ardından ilk göze çarpanlar. Elbette çıkış parçası Durma Yağmur Durma'ya da haksızlık etmemek gerek.



İlk dinlendiğinde çabucak yakalayacak albümlerden değil belki ama biraz fırsat verirseniz Türkiye'de de o özlediğimiz müziği birilerinin yaptığını göreceksiniz. Ve sabrettikçe şarkı sözlerinde basit sözcük dizilerinin arasına sıkıştırılmış çarpıcı satırlarla tanışacaksınız:

"her birimizin içinde biraz aşk var;
en az yalnızlık olduğu kadar..."

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Moulin Rouge!

Radyo Mydonose'un ilk yıllarında Irmak bir müzikal programı hazırlardı. Onun programı hazırlarken yaşadığı heyecanı gördükçe ben de ondan -çaktırmadan- birşeyler öğrenmeye çalışırdım. O dönem (biraz da Türkiye'nin müzikaller konusundaki malum eksikliğinden dolayı) hayallerimin bir köşesinde eksilip kaybolan bu heves, 2000li yılların başında bir haftasonu gecesi geceyarısı seansında sadece birkaç kişiyle izleme şansını bulduğum Moulin Rouge ile bambaşka bir boyuta taşınmıştı. O zamanki Tepe Cinemaxx'te görüntü ve ses sistemiyle benim için hala en keyifli sinema olma özelliğini koruyan meşhur Salon 1'deki favori F sıramızda izlediğim film hayatıma öylesine girmişti ki, filmin DVD'sini piyasaya ilk çıktığı gün satın aldığımı çok net hatırlıyorum.
Biraz yakın zamanda sinemada izlediğim Nine'ın etkisi, biraz da yeni bir evin verdiği heyecanla kendime planladığım bir Moulin Rouge akşamı, elimi attığım DVD kutusunun boş olduğunu farketmemle birlikte noktalandı.
Bundan sonraki süreci sıralamak çok zor değil ama biraz sıkıntılı; D&R'a gidilir, Moulin Rouge'un sadece tek DVD'lik versiyonu olduğu öğrenilince başka mağazalara uğranır (sinema konusunda arsız bir "kamera arkası" ve "special features" tutkunu olmam başlı başına ayrı bir yazı konusu), hiçbiryerde 2 DVD'lik özel versiyon bulunamaz, internet siteleri araştırılmaya başlanır, sonuca varılamaz, başta Sendit olmak üzere mantıklı yurtdışı seçeneklerine bakılır, her yerde "not available now" ibarelerine üzülerek bakılır ve sonunda Amazon'da aranan DVD bulunur. Kargo ücreti diğerlerine göre biraz daha fazla olsa da toplama bakıldığında Türkiye'de (satışta olduğu zamanlarda) varolan benzerlerinden daha ucuza geldiği gerçeğiyle yüzleşilir (neden Türkiye'de korsan var diyenlere selam olsun!), sipariş verilir ve sadece birkaç gün içinde sorunsuz bir şekilde Moulin Rouge'a kavuşulur.
Herkesin kendine göre takıldığı şarkılar, kitaplar, filmler vardır. Bazen size sıradan görünen "sahne"ler ya da hikayeler, sizin asla bilemeyeceğiniz bazı sebeplerle kimilerine hayatın ta kendisini ifade ediyor olabilir.
Benim için Moulin Rouge hayatımın filmidir, evimde salonumun duvarında varolan tek "asılı şey" orijinal bir Moulin Rouge posteridir örneğin. Zaman zaman izler, biraz hüzünlenir, çokça gülümser, çoğunlukla da ardından kalem-kağıda sarılırım. İşin teknik kısımlarını pas geçer, hikayenin anlatımındaki ve kurgudaki şiirselliğe, oyunculuktaki ve koreografideki tanrısallığa, müziklerdeki ve repliklerdeki eşsizliğe kapılırım sadece. Filmi izleyip de çok sıkıcı bulanlara "siz hiç benim gözlerimle bakmadınız ki" der gibi yapıp duymazdan gelirim.

Sadece biraz bile ilgi alanınıza giriyorsa bu filmin içindeki satırbaşları ve şimdiye kadar kayıtsız kaldıysanız bu sizin için küçük bir hatırlatma olsun. Benim için de yeni bir Moulin Rouge akşamından önce bir kısa giriş...
Malum;
"The greatest thing you'll ever learn is just to love and be loved in return."


Moulin Rouge - El Tango de Roxanne by Rockdilkem

Never fall in love with a woman who sells herself. It always ends bad.
We have a dance in the brothels of Buenos Aires. It tells the story of the prostitute and a man who falls in love with her. First, there is desire. Then, passion. Then, suspicion. Jealousy. Anger. Betrayal. When love is for the highest bidder, there can be no trust. Without trust, there can be no love. Jealousy, yes, jealousy will drive you mad.