11 Eylül 2011 Pazar

Hep biri daha fazla...


Hep biri bir fazla seviyor diğerini,
ve öte yandan hep biri, onun ne olursa olsun farkedemeyeceği kadar ciddiye alıyor diğerini...

Aşkın tarifi biraz değişiyor, yaşanma şekli farklılaşıyor belki başka yerlerde ama,
adanmışlık hep akıllara sığmayacak kadar uçlarda oluyor "imkansız"lıkta,
"mantıklı"da olduğu kadar "duygusal"da, sende olduğu kadar başkasında, yakında olduğu kadar uzakta, şehirde olduğu kadar köyde...

* * *
Köyün hep hor görülen ama aslında nefes almayı hepsinden fazla hak eden delikanlısı, köyün el üstünde tutulan büyüleyici kızına kaptırır gönlünü. Türk filmi senaryolarından çıkma bir hikaye gibidir yaşadıkları. Kızın ailesi izin vermez, çocuğun ailesi onu vazgeçirmeye çalışır. İnsanları aşklarının büyüklüğüne inandırmak isterler, ama kimseyi ikna edemezler.
İmkansızın cazibesine kapılmışlardır kimbilir belki de.

Gizli saklı buluşmalar yerini eve kapatılmalara bırakmaya başladığında, aşklarının heyecanına körü körüne kaptırır kendini kız ve bir gün delikanlıya haber gönderir. Onu bekliyordur... Ve onu öylesine seviyordur ki, delikanlının o gün hava kararmadan gelip onu götürmesini istiyordur. Kız öylesine bunalmıştır ki, eğer not ulaştıktan sonra, o gün içinde gelmezse delikanlı, söylediğine göre kendini öldürecektir.
Not bir çırpıda adresiyle buluşturulur ama delikanlı işin ciddiyetinin farkına varmaz. Sevgilisi onu ne kadar sevdiğini ve özlediğini iletmek için bir fırsat bulmuştur, onu değerlendirmiştir ve sevgisinin büyüklüğünü anlatmıştır ona göre. Gülümser, keyiflenir ve işine devam eder.

Ta ki, köyün en şatafatlı evinden göğe yükselen ağıtlar onun yüreğine ulaşıncaya kadar...

Yine biri bir fazla sevmiştir ve ne olursa olsun onun farkedemeyeceği kadar ciddiye almıştır diğerini,
ve yazık ki diğeri bunu ancak "artık telafi şansı kalmadığında" anlayabilmiştir.

* * *
Birebir olaya şahit olanlardan dinlenen bu buruk aşk hikayesinin üzerinden yıllar geçti.

Şimdilerde o köye yeni gelenlerin, geçerken uğrayanların “köyün delisi galiba” dedikleri bir adam var. Kimselerle konuşmayan, yüzü hep asık, ağlamaklı bir adam...
"Köyün delisi" her akşam eline bir otuzbeşlik rakı ve iki kadeh alarak hemen köy yolundaki mezarlığa gidiyor. Elleriyle üzerindeki toprağı düzelttiği mezara kadehlerden birini koyup, kimsenin duyamayacağı bir şeyler mırıldanıyor. Bardaklara sek rakısını dolduruyor, ve yudum yudum, mezartaşının kenarına sızana kadar içerek toprağa o gün de onu ne kadar özlediğini, o gün de hala ne kadar pişman olduğunu anlatıyor…

Zaman bazı şeyleri tersine çeviriyor, aynı hikayede kahramanlar yer değiştiriyor,
artık hiçbirşeyi geriye getirilemiyor belki ama,
biri hep diğerini bir fazla seviyor...

0 yorum:

Yorum Gönder