1 Şubat 2014 Cumartesi

Yalnızlık...


Saçlarımın arasında tek başına dikkat çekmeye çalışan bir tek beyaz tel gibi yalnızlık...
Nereye gitsem yanıbaşımda.
Asla yüzleşmemem gerekiyor kendimle; ne zaman aynaya baksam ilk gördüğüm o oluyor.

Yetmezmiş gibi, etrafımdaki onca insanın bakışları tüylerimi diken diken ediyor kimi zaman.
“Nasıl olabiliyor,” diye soruyorum kendi kendime, “nasıl olabiliyor da bu kadar yakınmış gibi davranabiliyorlar, gözleri bu kadar düşmanca bakarken?”
Ya erken başlamışlar acılar çekmeye, ve bu yüzden bu kadar sahteler şimdi,
ya da ben çok geç kaldım onlara, bu yüzden sahte geliyor mazeretler.

“Neyi değiştirebilirim?” diye soruyorum aynadaki yansımama. “Değiştirebilir misin?” diye karşılık veriyor. Hep bunu anlatmaya çalışıyor bana zaten, en dostum, tek dostum aynadaki ben.

İnsanlar değişmiyor, değiştirilemiyor. Ve aslında sen de değişmiyorsun, ben de değişmiyorum. Herkesi memnun etmenin zorluğunu, insanlardan hiç olmazsa verdiğin kadar değer beklemenin imkansızlığını anlatıyor aynadaki doğru ben,
inanmama inatçılığı yapışıyor bu taraftaki saf bana.

Menfaatler çakıştığı zaman neler olacağını öğretmeye çalışıyor, öğrenmemekte direniyorum nedense. Fazlasını değil ki, verdiğim kadarını istiyorum diyorum sadece, olmuyor, yine olmuyor.
Alamıyorum, alamıyorum ama yine de ümit etmekten geri kalamıyorum...
Bir çentik daha yazıyorum hayal kırıklıkları hanesine,
bir çizik daha atıyorum dost bildiklerimin bir tanesine.
Kaldığım yerden devam ediyorum, bir gün herkes dürüstleşecekmişçesine...

Yürüyorum, biraz aptalı oynayarak, galiba biraz da gerçekten aptal olarak. Dahası anlamıyormuş gibi devam edip, yaşamın ezbere akışına kaynayarak.

“Nasıl olabiliyor” diye düşünüyorum başım dik gururla yürürken,

Nasıl olabiliyor da bu kadar yakınmış gibi davranabiliyorlar, gözleri bu kadar düşmanca bakarken?...

Geceyarısı Öyküleri'nden...

0 yorum:

Yorum Gönder