3 Temmuz 2014 Perşembe

Sen Sosyal Medyada Hangi Karaktersin?


Devir değişti hanımlar beyler. Artık sadece sosyal hayatta bir kimliğinizin olması yetmiyor, sosyal medyada da kendinizi tanımlamalısınız. ICQ ve MSN ile başlayan sosyal medya yaşamımız arada Yonja’larla 80630’larla değişik tarzlara evrilirken, lise arkadaşlarımızı bulma heyecanına kapıldığımız Facebook’la bambaşka bir boyuta geçti. Şimdi, ortalama bir dünya vatandaşı olarak hepimizin (en az) birer Facebook ve Twitter hesaplarımız, bonus olarak Instagram, Foursquare, Google+, Pinterest ve benzerlerimiz var. Ve sosyal medya dünyasıyla birlikte hayatımıza bir de takipçi kavramı girdi malum. Dolayısıyla, daha çok takipçi çekmek için bir şeyler yapmalıyız! İşte bu yüzden hepimiz bilinçli ya da farkında olmadan sosyal medyada kimlikler oluşturmaya, hatta kullandığımız sanal ortama göre değişik karakterlere bürünmeye başladık.

Olmazsa olmaz giriş paragrafımı genelgeçer kalıplarımla tamamladığıma göre esas mevzuma geçebilirim. Onunla birlikte tüm dengelerin değiştiğini düşündüğüm için gerçek anlamda sosyal medya kavramının Facebook ile başladığını düşünüyorum. Dünyada bu kavram yeni yeni oluşurken, önce bir yayın kuruluşunun, ardından da bir kültür sanat ve e-ticaret kurumunun tüm dijital kimliğini yönettiğim için bu konuda biraz ahkam kesme hakkımı kendimde buluyorum. Bu dönemlerde biraz daha vitrinde görünmeyen işlerle ilgilenmem sektörden kopmuş olmamdan değildir, bilakis suskunluğum asaletimdendir!.. Önce lafa bakacağım laf mı diye, sonra da söyleyene bakacağım adam mı diye ve böylelikle Türkiye tarihinin en çok kullanılıp harcanmış sosyal medya kalıbını da örneklemiş olacağım.

Bu örneklemelerin başıma dert açtığı da olmadı değil. Birkaç sene önce hepimiz taze Twitter coşkusundayken, motorize tweet sağnağı yağdıran bir arkadaşım ‘Neden takipçi sayım hızla düşüyor bir türlü anlamıyorum’ yazmıştı. Esasında yazdıklarını keyifle takip ettiğim ve oldukça birikimli bir arkadaşımdı. Bahsettiği durumunun sebebini net olarak bildiğim için onu özelden bir mesajla uyarmak istedim. (Jargon yapalım: DM’den yürüdüm yani!)  ‘Yazdıklarının takipçi kaybettirmesi asla içeriğinden değildir, bazen çok sık ve üstüste tweet atarsan takipçiler içeriğe bakmadan sıkılıp bırakabilirler. Sebebi bu olabilir arkadaşım.’ Gerçekten de bence sebebi buydu. (Ki şu anda da aynı durumun geçerli olduğunu düşünüyorum. Ne kadar sağlam ya da eğlenceli içerik oluşturursanız oluşturun, çok fazla ve sık paylaşırsanız insanlar sizi takip etmekten vazgeçerler. ‘Hiç de olmuyor, bilmemkaçbin takipçim var’ diyecek olabilirsiniz, o zaman size aslında bilmekkaç çarpı bilmemkaçbin takipçiye sahip olma şansınız varken harcadığınızı söylerim. Evet, iddialıyım.) Arkadaşıma attığım mesajdan dolayı pişman olmam için gelen cevabı görmem yeterli oldu. ‘Beğenmiyorsan takip etmezsin o zaman!’ Lafını tüm coşkusuyla gönderdi ve beni de listesinden çıkardı. Şaşkınlık. Ve hayat dersi. O günden sonra hiçbir arkadaşıma bu konuda yorum yapmamaya ve tavsiyede bulunmamaya karar verdim. Geçen süre içinde tavsiyelerimi sadece profesyonel ortamlarda işime ve seminerlere, yani genel paylaşımlara sakladım.

Ta ki bugüne kadar!
Kimi arkadaşlarımın alınma, bozulma, kızma riskini göze alarak kendimce bir derleme yaptım. Bence sosyal medyada aşağı yukarı varolan karakterler böyle. Hiçbir iddiam yok bu konuda, son derece subjektif bir değerlendirme. (Altmetin: Yıllarımı verdim bu işe, herhalde bir bildiğim var!) Ve gerçekten bunları yazarken hiçbirinde gözümün önüne belli bir isim gelmedi, pek kıymetli başbakanın deyimiyle genel bunlar genel genel!

Hadi başlayalım:

SELFİCANLAR
Hayatları her gün aynı açıdan aynı pozu çekmekle geçer. Çekiliş açısından dolayı pek görünemiyor olsa da her gün kıyafetler, bazı günler de fondaki mekanlar değişir ama poz hep aynıdır. (Bunun bir de banyo ya da evin girişindeki antrede bulunan boy aynası modelleri vardır malum. Hiç gitmediğim banyosunun özelliklerini sıralayabileceğim insanlar var benim!) Bir süre sonra klişeleşen fotoğraflara hareket katmak için dudak büzmeler ya da ruj çizgisini genişleterek dudak kalınlaştırmalar başlar. Bu tiplerden daha ilginç olanı ise bıkmadan usanmadan aynı kişilerin aynı fotoğraflarını her gün ısrarla ‘like’layan beğenicilerdir.

KAYGICANLAR
Adı üstünde, mesaj kaygılıdır. Toplumsal mesajlardan bahsetmiyorum, özel bu özel özel! Sürekli laf soktukları tipler vardır. Bunlar çoğunlukla da bir eski sevgili, eş ya da o an ilgi duyulan fakat bundan hiç haberi olmayan zavallı karşı cinslerdir. "Önce lafa bakarım laf mı diye..." familyasının liderleridir Kaygıcanlar. Genelde gece saatlerinde coşkuları artar ve zincirleme saydırdıkları da görülür. ‘Alınan alınsın, ben ortaya söylüyorum’, ‘O kim olduğunu bilir’ gibi kalıpları vardır. Çoğunlukla ertesi sabah o mesajların büyük bir çoğunluğu silinir ve toplumsal mesajlar girilerek kullanıcı hesabında dengeleme yapılır.

BENKURTARACAMCILAR
Evet dostum, bu memleketi ancak ben kurtarabilirim. Yoksa siz tek başınıza bir hiçsiniz!’ havasında seyredenlerdir. Sosyal ağları neredeyse sadece siyasi ve toplumsal olaylarla ilgili kullanırlar. Güçlerini asla inkar etmeyeceğim, gerçekten birçok olaydaki önemli farkındalıklar onların sayesinde oluşuyor. Ama genel olarak herkesi eleştiren tavırları ve sadece yazmaktan öteye geçmemeleri, sahaya hiç çıkmamalarıyla dikkat çekerler. Bir de olaylı dönemlerde ‘şu anda bu tür paylaşımlar yapacaklar, yemek fotoğrafları ekleyecekler hemen listemden çıksınlar, beni silsinler’ atarları meşhurdur. (Neden biz siliyoruz hiç anlamadım..) Oysa nedense ilk gündemdışı paylaşım da hep onlardan gelir. Savunma ‘Hayatımızın normal akışını bozmalarına izin vermeyelim’ olur. Oldu canım.

ARTİZLER
Gerçek anlamda sinema işi yapan aktörlerden bahsetmiyorum, bildiğiniz ‘artiz’ler bunlar. Hasbelkader dikkat çekme şansı yakaladıkları bir mesleğe sahiptirler. Bir şekilde, muhtemelen yaptıkları iş gereği ya da sosyal medyaya erken yıllarda girip oluşturabildikleri hatırı sayılır takipçi kitleleri vardır. Sürekli gittikleri yerlerden kendi fotoğraflarını yükler, onların üzerinde çalışmalar yapar, efektler ekler, kolajlar oluşturur ve paylaşıp ardından heyecanla beğenme sayılarını takip ederler. Bazı modelleri, esasında alenen çirkinleşmektedir günbegün ama farkına bile varmazlar. ‘Like’layanların tıkları dert görmesin, egolar şenlensin.

SPORTMENİMBENİNSANI
Düzenli spor yapıyorlardır ve sağlıklı besleniyorlardır. Her öğün yedikleri yemekler, her gün yaptıkları sporlar ve gittikleri mekanlar aralıksız paylaşılır. Çoğunlukla kartvizitleri spor salonu soyunma odasında ayna önünde kulaklıkla çekilen fotoğraftır. Plase, spor molasında su şişesi ve ayakkabı fotoğrafı olabilir. Çoğunlukla boy fotoğrafı göremezsiniz, zira boy fotoğrafı inkar doludur. Spor salonu müdavimi erkeklerin kaslı fotoğraf paylaşımlarından beklentilerini tahmin edebiliyorum ancak bu konuda kadınları çözemedim. (Hakkını vererek yapanlara saygım sonsuz, bazılarını bilgilenerek takip ediyorum, o ayrı.)

ZENGİNİMBENFAMİLYASI
Alenen görgüsüzlük yapanlara vallahi ve dahi billahi saygı duyuyorum. ('de' anlamındaki 'dahi' ayrı yazılır. Kalıplara bir de ters açıdan bakın?) Arabasını, kol saatini, yemek yediği lüks mekanları çekinmeden gözümüzün içine sokanların niyeti net, Allah daha çok versin. Ama bir de altmetinlerle ‘zenginim ben, farkedin beni lütfen!’ diyenler vardır. Uçak biletinin ucu, yemek fotosunun altından kenarı görünen özel restoran adı, kahve fotosu koyarken çaktırmadan saati de kareye dahil etmeler gibi. Çoğunlukla bu familyanın amacına hizmet edecek "Vaaay, kenardan da Rolex görünüyor panpa" pışpışçıları ortaya çıkar ve "Aaa, yok ya amacım o değildi ki" cevapları verilir. Görev tamamlanmıştır, ‘next please’..

ÖYLEGEZİYORUMKİCİLER
Bu grubu ikiye ayırmakta fayda var. Bir kısmı gerçekten verdikleri gezi bilgileriyle çok işe yarıyor, hastasıyız. Ama bir de aralarında ‘çok geziyorum ben’ ve ‘şu anda bak şuradayım’ havası vermeye çalışanlar vardır. Eğer bu modelden biriyle aynı tatile düşerseniz vay halinize, sakın ‘aslında ben fotoğraf çekmeyi severim’ demeye kalkışmayın ya da kazara güzel fotolar çekmeyin. Hatta mümkünse ilk fotoğrafta eliniz titresin, açı kaysın. Aksi takdirde tüm tatiliniz ‘Bi de şurada çeksene’ kabusuna döner. Zira bence tatilde insanlar net olarak ikiye ayrılıyor: Gerçekten seyahatin o anda tadını çıkartanlar ya da tüm seyahatini geride kalanlara ‘Bakın ben buradayım’ diyebilmek için sadece fotoğraf çektirmekle geçirenler. İkinci gruptan koşarak, icabederse ilk uçakla kaçarak uzaklaşın. Huzur özçekimde. (Çelişmiş olabilirim.)

ÇOKEDEBİYİMBENİNSANI
Hayatları Google'da bakara makara edebi özlü sözler araştırmakla geçer. Esasında o derece duygusal olmaları ya da olmamaları çok önemli değildir ama duygusal ve çoğunlukla ‘kadın ruhundan anlayan erkek’ prototipi kullanılır. Kadın takipçileri ve ‘Retweet’çileri hızla artar. Hiç tıkanmazlar, copy-paste sağolsun. Boşluğa bakan, bir elinde sigara ya da içki kadehi olan karanlık profil fotoğrafı olmazsa olmazıdır.

MESLEKERBAPCIGİLLER
Hayatlarını çoğunlukla pazarlama benzeri işlere adamışlardır. Sektörden en güncel haberler onlardan takip edilir. İlgi alanınıza giriyorsa gerçekten keyifle izlersiniz. Ama bir süre sonra o ‘takipçi sayısı çokluğu egosu’ onları da ele geçirecektir. Bilmemkaçyüzbin takipçisi olan ama kendisine hiç ‘bireysel dönüş’ alamayan bıçkın işadamı bir gün şahsen de ortaya çıkmaya karar verir. "Kahve qeyfi" tadındaki fotonun paylaşımı bir sosyal medya intiharıdır.

KAZANKAZANCILAR
Öyle ya da böyle bir tarzları oluşmuştur ve bu sayede takipçi sayıları hızla artmıştır. Televizyondaki zengin hayat dizileri gibi bir masal dünyası oluşturmayı başarmışlardır. Önce birkaç olta atarlar, şuradan şunu aldım, buranın da busu ne güzelmiş benzeri replikleri serpiştirirler. Sonrasında başta giyim, kozmetik ve hediyelik eşya firmaları olmak üzere pazarlamaya ihtiyaç duyanlar bu kullanıcılarla bağlantıya geçmeye başlarlar. Zaten hepsinin Instagram hesabında bir iletişim adresi vardır. Yağmaya başlayan hediyelerle hayatları kolaylaştığı gibi, bu işi ciddi anlamda kazanca çeviren versiyonları da mevcuttur. Kendisi kazanır, etki gücü yüksekse firmaya da kazandırır. Tam bir ‘win-win’ örneklemesi yani. Bu durumda kaybedenin kim olduğunu söylemesem daha iyi.

SELEBRİTİYANCILARI
Basın sorumlusu ve menajer gibi tipleri kastetmiyorum, onların bir işleri var. Sebebinin ne olduğu bilinmeksizin bir şöhretin yanına yamanmış ‘embeddedcelebrity’ tipler vardır ve hep bu durumun ekmeğini yeme kaygısıyla yaşarlar. Bu tipin erkekleri ‘daha çok kadın’, kadınları ‘daha zengin erkek’ çabasındadır. Hiç es vermeden yanyana fotoğraflar koyulur ve sürekli birlikteymiş izlenimi yaratılır. En zavallıca durumlardan biridir ama önemli takipçi sayılarına ulaşırlar.

GİZEMLİGİLLER
Kafası karışık, hayatı bol gelgitli tiplerdir. Bir ortamda hasbel kader tanışırsınız, muhabbet ilerledikten sonra Facebook'tan arkadaşlık teklifi gönderir. Ayıp olmasın diye kabul edersiniz ama birkaç gün sonra sizi de kısıtlamalı gruba alır, genel bilgilerinden başka hiçbirşey göremezsiniz. Sanki siz arkadaş olmak istemiştiniz! Bir mesaj atar, cevabınızı cevapsız bırakır. Mutlu olduğu bir şeyi duyurduğunda altına mutluluğunu paylaşmak ve desteklemek için yorum eklersiniz, hiç yokmuş gibi davranır. Bir çiçek demeti fotoğrafında siz de dahil birtakım arkadaşlarını ‘tag’ler, ‘hayatımı güzelleştirenler onlar’ der, gelgör ki onun seveceği bir fotoğrafı eklediğinizde hesabından hemen kaldırır. Olur böyle şeyler, gerçek hayatta da böyleler onlar. Gariptir, yazıktır. İdare edin.

SOSYALMEDYACIYIMCILAR
Profesyonelmiş gibi görünen ama esasında o kritik çizgiyi bir türlü atlayamayan arada kalmış dijital pazarlamacıları kastediyorum. Açık söyleyeyim, sanal ortamlarda hep maskelidirler. Neyin ilgi göreceğini bildikleri için sahte bir karakter çizerler ve onu oynarlar. Konuşmalarından bile sahtelik akar. Çok ahkam keser, çok eleştiri yaparlar ama kendi kişisel hesaplarına takipçi satın alır, fake hesaplarla trend olmaya çabalarlar. Uzak olsunlardır, az ama temiz bilgi, çok ama yalan dolana kıyasla candır. Gerçek samimiyet hiçbir şeyle kıyaslanamaz!

MUPPETSHOWDABALKONDAKİHUYSUZİHTİYARLARGİBİHERŞEYİELEŞTİRİRKENKENDİNEBAKMAYAN
Hah, bak bu da ben işte.* Yukarıda laf sokarcasına anlattığım birçok şeyi zaman zaman ben de yaptım, arada da yapmaya devam ediyorum. Üstelik öyle çok da takipçim yok. Az olsun öz olsun, çok seviyorum onlarla bir şeyler paylaşmayı. Yine de biraz kafam karışık. Hemen anlaşılmasın diye de uzun isim seçip boşluksuz yazdım. Olaylar olaylar...

YOĞUN ISRAR ÜZERİNE EK: AYNILAR
Evet, onlar da var bir parça. Aynı gerçek hayattaki gibiler, hesapsızlar, tatlılar, güzeller, canlar, cananlar. Seviyoruz onları, iyi ki varlar. (Baskı görmedim, zaten aklımdaydı. Tabi.)

İşte böyle.
Peki hiç geldi mi aklına daha önce, sen sosyal medyada hangi karakterisin en çok?


Sonsöz: Ekşi Sözlük jargonuyla; ironiden anlamayan nesle aşina değiliz!



* Mobil platformda ekranda tamamını göremeyecek ve okumaya üşenecekler için dev hizmet: 'Muppet Show'da Balkondaki Huysuz İhtiyarlar Gibi Herşeyi Eleştirirken Kendine Bakmayan'
(Muppet Show'un balkon kahramanları huysuz ihtiyarlar Statler ve Waldorf'u hep deli sevmişimdir zaten!...)

Bu yazının devamı niteliğindeki "Sosyal Medyada İleti Beğenmenin 15 Altın Kuralı"na bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.

4 yorum:

  1. Hahaha diyim sana, herkes kendini aynılar grubuna Dikkat:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum:) İç sesler konuşsun bence :)

      Sil
  2. Seliiiiim bu eksik kalmış bence! Bir de bakıpbakıpetliyesütlüye karışmayanlar var:) Bu da benim sanki:))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında ben başlığa "diğerleri" diye belirtmeliymişim, yoksa hepimiz kıyıdan köşeden izliyoruz ;)

      Sil