22 Ekim 2014 Çarşamba

10 Farklı Spor Salonu İnsanı


Hikayeye biraz geçmişten başlayalım.

Lise yeni bitmişti. Bir erkek lisesinde okumuştum ve üniversiteye başlar başlamaz arayı kapatmak gibi bir hayalim vardı, kısa sürede çok fazla kız arkadaş edinmeliydim! Ama daha önce fiziksel görüntüme önem vermeye hiç gerek duymamış olduğum için, bıngılite oranı oldukça yüksek bir vücudum vardı. Şişko sınıfına mensuptum yani açıkçası. Bu durumu tersine çevirmem gerekiyordu. Bir dönem sıkı bir programla vücut çalışmış olan abimle birlikte Kızılay’daki küçük bir spor merkezine başlamaya karar verdik.

İlk birkaç gün vücudum öylesine şaşırmıştı ki, sürekli başım dönüyor ve midem bulanıyordu. Sonra yavaş yavaş alıştım ve bir-iki hafta içinde minnak kaslarım bile oluşmaya başladı. Azimli ve düzenli bir şekilde bana verilen programı uyguluyordum. Fakat bir gün, salonun pazı dolması hocası hışımla yaklaşıp ”Sen bi gelsene” diyerek beni bir odaya çağırdı. Parmaklarını gözüme sokacak gibi uzatarak “Bana bak, senin gözler fazla fıldır fıldır dönüyor!” dediğini hatırlıyorum. “O gözler yerinde dursun, baktığın kız benim kız arkadaşım” diye mesajını vererek noktayı koyup, kapıyı da çarparak çıkıp gitti. Öyle kalakalmıştım. Oysa hocanın bilmesi gereken önemli bir ayrıntı vardı. Miyoptum ben yahu! Zaten 3-5 metre ötedeki herşey benim için aynı silüetti, neyi nasıl ayırdedip de fıldır fıldır döndüreceğim ki gözlerimi? Al işte, sana nurtopu gibi bir travma...
Sinirlerim bozulmuştu. Sonrasında abimin duruma müdahelesinin de katkısıyla meselenin pek de zannedildiği gibi olmadığı anlaşıldı, hoca özür diledi ama ben o haftadan sonra salona gitmedim ve hayatımın sonraki hiçbir döneminde düzenli spor yapmadım.


Son iki yıldır her anlamda hayatımı yenilemeye çalışıyorum. Bir süre önce de tamamen özgür irademle yaşamıma düzenli sporu dahil ettim ve elimden geldiğince aksatmıyorum. Elbette hayatında ilk defa spor yapan, kısa süre önce önemli bir bel rahatsızlığı yaşamış biri olarak birçok insana göre yavaş yol alıyorum ama hayatımın bundan sonrasında spor öyle ya da böyle mutlaka yer alacak.

Birkaç aydır da evimin yakınında bulunan, Ankara’nın kalburüstü sayılan salonlarından birine üyeyim. Hayatımın eski dönemlerinde de 5 yıl boyunca Türkiye’nin o dönemki en önemli spor merkezinde idari ofiste çalışmışlığım var. Yani spor salonu müdavimi “en elit” insanları gözlemlemek için yeterince vaktim ve şansım oldu. Ben de en çok karşılaştığım tipleri 10 başlıkta gruplamak istedim.

Kimse kızmasın, elbette biraz abartarak anlatacağım. Ayrıca hep söylediğim gibi, ironiden anlamayan nesle aşina değilim!


1. Spor Selfiecileri
Tabi ki en başa bu grubu yazacağım. Nerede bir ayna var, nerede bir yansıyan cam var, hemen telefonun kamerasına sarılırlar. Açıkçası salona giriş, çıkış ve fotoğrafa zaman ayırış sürelerine baktığımda, ne ara spor yaptıklarını gerçekten merak ediyorum. Aslında hiç ilgilenmedikleri aletlerin önünde pozlar verip, hemen onu sosyal medyada paylaşanlar da var. Öylesine spor dolu, öylesine mutlu bir hayat yaşıyorlar ki!
Ha, benim de soyunma odasında ayna pozum var, yok değil! Seneye ‘before-after’ yapacağım :)
(Spor deneyimlerini ve bilgilerini paylaşarak benim gibi birçok acemiye yol gösteren blogger ve Instagram kullanıcılarını istisnai tutuyorum, onlar iyi ki varlar!) 

2. Aynacı Kas Abileri
Sürekli ayna karşısında kaslarını ve vücutlarını kontrol ederler. İstasyon aralarında geçiş yaparken özellikle ayna önünden yürüyerek yollarını uzatırlar. Aynayla bütünleşmiş bir hayatları vardır. Bu tiplerin dertleri başkasına hava yapmak değil, tamamen bireysel tatmindir. Sakın ola aynaya bakarlarken önlerinden geçme gafletinde bulunmayın, başınız büyük derde girebilir!

3. Protenin Tozcular
Sürekli etraflarında bir şıkırtı efektiyle dolaşırlar. Spordan önce, spor sırasında, spordan sonra hep ellerindeki plastik şişeyi çalkalamakla meşguldürler. İşi abartıp her ağırlık kaldırışından sonra bir yudum alanlarla da karşılaşılır. O plastik şişe bir gün evde kalırsa tüm ezberleri bozulacak, hiçbir ağırlık kaldıramayacak gibi bir halleri vardır.

4. İstasyon Fanatikleri
Gidenler bilirler, spora başladığınızda size bir program verirler ve sırasıyla istasyonlardaki aletlerde belirlenen tekrar sayılarında hareketleri yaparsınız. Tabi ki salonun yoğunluk saatlerine göre bazı istasyonlarda yığılmalar, sıralar oluşabilir. İşte bu tipler için sıra diye bir kavram yoktur. Gözlerine bir istasyonu kestirmeyegörsünler, orada birinin kenarda bekliyor olması ya da sizin henüz hareketlerinizi tam olarak bitirmemiş olmanız hiçbir şey ifade etmez. Bazen de uzaktan öyle bir süzüşleri vardır ki, “Allah’ım varsın programım eksik kalsın, yeter ki bana öyle bakmaya devam etmesin” hissine kapılırsınız. Ben, gitmekte olduğum istasyona arkamdan havlu fırlatıp yer tutan adam gördüm, dahası var mı!

5. Gürültücü Sporcular
Bu grubu ikiye ayıralım. Birinci tip, koşu bandında yarım saat telefonla konuşup, bunu çok doğalmış gibi bağıra çağıra yapanlar. Uzak olsunlar. Bir de, ağırlık kaldırmanın nefes vermeyle kolaylaştığını keşfedenler vardır ki o nefes, bir süre sonra çığlıklara dönüşür. Hele bir de kulaklıkla çalışıyorsa, aman uzak olun! Nasıl sesler çıkarttığını farketmez, çalıştığı ağırlıkları yere bırakırken deprem etkisi yaratır, şarkıyı mırıldanırken etrafındakileri hayata küstürür. Bir gün tüm bu sesleri kaydedip kendisine dinletmek gerek.

6. Amacı Belli Çokparamvar Adamları
Muhtemelen aile şirketinden gelen parayla yaşayan ve salona gelen kızları etkileme derdiyle spor yapan tiplerdir bunlar. Pek işleri güçleri olmadığı için zamanlarının çoğu salonda geçer. Üzerlerinde mutlaka çok paraları olduğunu belirtecek bir saat, telefon, takı bulunur. Tesadüf bu ya, hep de tam spor sırasında çok önemli bir iş görüşmesi yapmaları gerekiyordur, telefonda sağa sola milyon dolar yağdırma sohbetlerini duymak zorunda kalırsınız. Bir şekilde duyururlar.
Muadili hemen aşağıda.

7. Çokparamvar Adamlarının Peşindeki Çokgüzelimveboşum Kadınları
Çoğunlukla çalışmayan, öyle çok zengin de olmayan ama her nasılsa lüks bir hayat yaşamayı (ya da yaşıyor gibi görünmeyi) başaran tiplerdir. Hep fönlü saçlar, ağır makyaj ve sıradışı dekolte kıyafetlerle spordan çok arayışa gelmiş avcı tiplerdir. Üstteki tiple yollarını kesiştirmek için çok istasyonda kısa hareketler yaparak sürekli ortalarda dolaşma prensibiyle hareket ederler.

8. Skor Peşindeki Spor Hocaları
Çoğunluğu tenzih ederek başlamalıyım, zira gerçekten son derece düzgün karakterli tanıdığım spor hocaları çoğunlukta. Ama maksimum mesleki fayda ile havalı görüntülerini “öğreten kişi” karizmasıyla biraraya getirip, ten teması etkisiyle tek amacı skor artırmak olan hocalara çok rastladım. Yok diyen yalan söyler.

9. Herşeyi Bilen Müdavimler
Uzun zamandır salona geldikleri için kendini tam olarak ev sahibi zanneden tiplerdir. Buraya kadar sorun yok ama keşke her halta da karışmasalar! Bir hareketi eksik ya da yanlış yapmayagörün, hemen yanınıza yanaşıp düzeltmeye çalışırlar. Öte yandan, yılların tecrübesiyle istasyonlardaki spor aletlerini değişik şekillerde kullanmaya çalışıp, daha faydalı olduğunu iddia ederler. Keşke yapmasalar. Keşke spor salonu üyeliğinin de bir mezuniyeti olsa ve bitirip gitseler, doğal yaşama karışsalar. Keşke...

10. Hırsçılar
Sevgilisi terketmiş, biri dalga geçmiş, aile tavır yapmış, biriyle iddiaya girmiş olabilir, fena halde hırs yapmış insandır. Ama öyle böyle bir hırs değildir bu. Kullandığı aletle kavga ettiği hissine kapılırsınız. Gözlerinde hep “Göreceksiniz hepiniz!” bakışı, üzerlerinde hep negatif enerji vardır. Bu tipin kadınları zayıflayamaz, erkekleri kaslanamaz, bir yere varamazlar. Tüm salona yaydıkları gerginlikle kalırlar.


Spor salonundasınız. Spor yapmak sadece fiziksel olarak vücudunuzu güçlendirmeyi değil, ruhsal olarak da kendinizi rahatlatmayı ve geliştirmeyi gerektirir. Etrafınızda her zaman enerjinizi sömürmek için bekleyen bu tür insanlar olacak, takılmayın. Amacınız ve niyetiniz net ise, bunları hiç umursamadan sporunuzu yapar gidersiniz. Üstelik bence bu şekilde çok daha havalı, çok daha karizmatik bir karakter çizme şansınız var. Kendimden biliyorum. Salona gidiyorum, kimseye bakmadan, kimseyle gözgöze gelmeden sporumu yapıyorum.  Muhtemelen gençliğimde yaşadığım bazı şeylerden kalan bir travmam olduğunu düşündünüz ama yanıldınız! Mesele şu ki, hala miyopum, dolayısıyla zaten kimseyi göremiyor, kimseyle muhatap olamıyorum spor yaparken. Basit ve net.
Bu benim yöntemim. Eminim sizin de bir korunma taktiğiniz vardır.

Bol şanslar, iyi sporlar.

6 yorum:

  1. "Hırsçılar.. Bu tipin kadını zayıflayamaz, erkeği kaslanamaz" Buna koptum..:))
    Bir de o "Gürültücüler"i hatırladım da spor salonu zamanlarından, eyvah eyvah.. Bazılarının çıkardıkları seslerden yerimde zıpladığımı hatırlarım.

    Motivasyonunu takdirle takip ediyor, artarak devam etmesini diliyorum Selimcim. Arada yeni tiplemelerle karşılaşırsan onları da paylaş ama bizimle..;)
    Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İmgecim, anladım ki o gürültücüler için tek başına bir yazı bile yazılabilirmiş, herkesin ilginç anıları var :) Hiç abartmıyorum, birinden çok daralıp sporu erken bırakmışlığım bile oldu :)

      Çok teşekkür ederim motivasyonun için, vazgeçmeyeceğim!
      Aslında sen de bir 'Yurt Dışındaki Türk İnsanları' mı yazsan acaba? Kimbilir neler görmüşsündür :)

      Sil
  2. Ah! Bir sürü şey görmüş olabilirdim eğer yeterince baksaydım. :) Ama yurtdışında Türk gördüğümde genelde görmezlikten gelmeyi tercih ediyorum. Ne de olsa burada yeterince görüyoruz, değil mi?! Pek bir şey kaçırmadığıma eminim. Biraz kafa dinleyelim, ruhum açılsın diye kilometrelerce yol gitmişim oralarda bir de Türk insanı gözlemleyip sinirimi mi bozacağım Selim, aşk olsun. ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İmgecim, o kadar açık ve net anlatmışsın ki, susuyorum! :))

      Sil
  3. Kesinlikle cok doğru bir gözlem olmus. Ben galiba Protein tozcu sınıfına giriyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yalçın hocam, sen kesinlikle tenzih edeceklerimin arasındasındır, hiç şüphem yok! :)

      Sil